kombi

Huzeyfe henüz bir yaşında bir bebekti. Sarışındı ve mahalledeki herkes onu çok seviyordu. Çok tatlı bir çocuktu. Kış yaklaşıyordu ve havalar da soğumaya başlamıştı. Annesi Meryem onun sağlıklı büyümesi için elinden geleni yapıyordu. Çeşitli oyunlar oynuyorlar, zekâsının gelişmesi için babasıyla birlikte türlü şaklabanlıklar yapmaktan geri kalmıyorlardı. Fakat artık kışın en soğuk günlerindeydiler. Başlarına kötü bir şey gelmişti. Kombi çalışmıyordu. Huzeyfe’nin babası Görkem de paniğe kapılmıştı. Tamir etmeyi bilebileceği bir şey değildi. Huzeyfe’yi sarıp sarmaladılar. İki gün kadar sadece battaniyeler ve elektrik sobasıyla idare ettikten sonra Görkem Bey artık kombiyi yenilemek gerektiğine karar verdi. Çünkü hiçbir şirketin tamir edemediği açıktı. Gelen tamircilerin de çoğu kombinin artık bir işe yarmayacağını söylüyorlardı. Görkem Bey kombi fiyatlarını araştırmaya başladı. Meryem Hanım da tüm kombi modelleri ve kombi markaları konusunda geniş bir bilgiye sahip olmuştu. Bu sırada Huzeyfe hastalanmıştı. Onu seven herkes de üzülüyordu çünkü çocuğun ateşi bir türlü inmek bilmemişti. Meryem Hanım Huzeyfe’yi hastaneye götürdü, Görkem Bey de en uygun kombi fiyatını veren yerden bir tane almaya karar verdi. Doktor Meryem Hanım’a kızdı. Nasıl bu hale geldiğini sordu. İyi bakmamakla suçladı Meryem Hanım’ı. O da doktora durumu anlattı. Neyse ki anlaştılar. Bir ağrı kesici şurupla antibiyotik yazdı doktor. Ateşinin düşmesi için antibiyotik gerekliydi. Meryem Hanım gene de bir ateş düşürücü yazmasını rica etti doktordan. Çok kullanmamak şartıyla yazdı doktor ve şimdilik ateşini düşürmek üzere bir iğne yaptı. Görkem Bey onları hastaneden alıp eve getirdi. Eve geldiklerinde her ikisi de çok yorgundu ama kombiler takıldığı için ev sıcacıktı. Kısa bir süre sonra ilaçların da düzenli kullanımıyla Huzeyfe iyileşti, gene etrafa neşe saçmaya devam etti.

iç giyim

İç çamaşırı deyip geçmemek gerek. İç giyim, insanın dışına etki eden önemli bir unsurdur aslında. Sütyen, jartiyer, çorap ve pijama nasıl önemli olmaz ki? Çünkü bunlar insanın iç dünyasının da ortaklarıdır. Mahremiyetin bir anlamda tanımlamasıdırlar da.Hele kadının yaşamın en güzel ve latif tarafını yansıttığı düşünülürse, iç giyim, neden önemli olmasın ki?

Kalabalık bir ortamda sütyen dendiğinde, biliyorum ki çoğumuzun yüzü kızarır. Ya da jartiyer kelimesini duyduğumuzda, kendiliğinden başımızı öne eğesimiz gelmez mi? Pijama, akşam rahatlığını anlatmakla birlikte, biraz da cinslere ait özellikleri yansıtmaz mı? Ya o bugünlerde, pantolon görevi gören allı pullu, renkli ve desenli çoraplar? Çorap, sadece sardığı bacağın şeklini vermekle kalmaz, aynı zamanda bir de duruş katmaz mı bedene?

Her kadın gibi, onun için de önemliydi iç çamaşırı ve iç giyim. Niye önemli olmasın ki? Diğerlerinden farkı neydi, hatta fazlalıkları vardı. Bir kere bedeni, sürekli spor yapmasından olsa gerek, adeta bir heykel gibi pürüzsüz ve şaşırtıcı derecede biçimliydi. Ama biliyordu ki, vücut hatlarını göstermemesi gerekti. Çünkü inandığı din bunu özellikle öğütlüyordu ona ve hemcinslerine.

Dolabını açtı, içinden mavi gül desenli bir iç çamaşırı çıkardı. Özenle giydi, sonra sütyen taktı üstüne. Jartiyer giysem mi diye düşündü, vazgeçti. Son olarak çorap giydi. Aynada kendine baktı tekrar, her şey bir emanet bize diye düşündü. Önemli olan bu sınavı başarıyla bitirip, dönebilmekti baki aleme . Esas olanla geçici olan arasındaki farkı hazmettiği için bir kez daha şükretti. Her şey geçiyor dedi tekrar kendine ve her şey dönüşüyor, değişiyor. Önemli olan, hakikatin sırrına mazhar olabilmek ve hayatı kirletmeden mutlu olabilmek. Mutlu muydu, güldü ve mutluyum dedi kendine.

vefat ilanı vermek

Şirketimizin güzide kurucularından Orhan Utkay geçirdiği kalp krizi nedeniyle vefat etmişti. Bir çok seveni olan kurucu Orhan Bey’in her yerde, her şehirde bir çok seveni vardı. Bu sevenlerini duyan, duymayan kalmasın diyerek bir ilan vermek istedik.

Vefat ilanı vermek bu duyurunun yapılabilmesi için en kolay yöntem olacaktı. İnternet sitelerinden araştırdığımız kadarıyla vereceğimiz en uygun üç dört tane gazete vardı. Herkese hitap etmesi gerekiyordu. Bütün şehirlerde basılmasına özen göstererek ilanı vermek istedik. Vefat ilanı verirken belirlenen şeyler vardı. Bunları uygulamaya dikkat ettik. İlan verirken verdiğimiz isimle, soy adının doğru olması, herhangi bir yanlışlık olmaması çok önemliydi. İnternet üzerinden bulduğumuz siteler aracılığıyla belirlediğimiz dört gazeteye orta boy vefat ilan metnini yerleştirdik. Bu herkes için yeterli olmuştu. Bu kadar insanın gelebilmesini ilana bağlayabiliriz. Çünkü, yurtdışından bile cenaze törenine katılımlar olmuştu.

Cenaze günü, herkes yakasına Orhan Bey’in fotoğrafını takmıştı. O kadar çok seviliyordu ki hiç kimse gözyaşlarına engel olamıyordu. Böyle acı bir günde sevenlerinin orada bulunması, Orhan Bey’in ailesi için de bir destekti. Eşi Rüya Hanım, kızı Dilber Hanım, oğlu Cankan Bey; herkesin orada olmasından büyük mutluluk duydular. Ölüm ilanı yapacağını yapmıştı.

Yaşı epey ilerlemişti aslında Orhan Bey’in. Doksan yaşını devirmişti, dile kolay. Ama dimdik ayakta duruyordu, sağlık sorunları pek yoktu. Bunun sebebi sigarayı ağzına dahi almamış olması olabilir, bunun yanı sıra yemesine içmesine dikkat eden bir yapıda olması da bu yaşına kadar sağlıklı yaşamasında etken olmuş olabilir. Yüce Mevla, ona verdiği ömürde karşısına hayırlı kişileri çıkarmış olsun inşallah. Allah rahmet eylesin. Toprağı bol olsun rahmetlinin. Böyle hayırlı bir kişinin aramızdan ayrılmasını her hatırladığımızda böyle güzel anılarla anar, ruhunu şad ederiz.

sabah gazetesi ilan verme

Çok geç kalmıştı Mehmet. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyordu. Evden çıktı, dışarısı soğuktu. Bakkala yürüyerek gitti. Gazetelere baktı. Sabah ilan servisi yine o gün iş ilanlarıyla doluydu fakat belli başlı ilanlardı onlar da. Çok fazla bir şey yok gibiydi. Zaten çok fazla bir iş yoktu piyasada. Hepsi sonunda hep hüsran.

Sabah seri ilanlar, Mehmet’in son çaresi olmuştu artık. Bitirmeden önceki son adımı buna atacaktı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bitiriyordu her şeyi. Fakat geride bir şeyler kalmamalıydı. Emin adımlarla gitmeliydi. Korkusuzca, hiç yılmadan. İşler ona gelmiyorsa, o işlere gitmeliydi. Sabah gazetesi ilan verme sayfasını gördü. İlanlar öyle duruyordu. Hiçbir zaman olmayan güzel ilanlar da vardı ama yine de uygun hiçbir şey yoktu.

Koca bir gün yine bomboş geçecek diye iç geçirdi kendi kendine sonra kahveye girdi. Arkadaşlarıyla muhabbet ederken, çayını yudumladı. Sonra da arkasına bakmadan evin yolunu tuttu. Büyük bir kumar vardı işin içinde. Sabah ilan verme işini geliştirmişti artık. Herkese hitap etmesi gerektiğini çözmeleri uzun zaman almamıştı. Çeşmeden geçen de, sudan içen de bir olmalıydı artık. Herkesi kaldırmak bize kalmıştı.

Eve gidince bir güzel uyuyacağım diye geçirdi içinden. Fakat öyle bir uyku olabilecek miydi ki? Bu kadar yoğun zamanında uykuyu nasıl düşünebiliyordu ki? Çok kötü olmuştu. Artık hiçbir şekilde çıkar yolu yoktu. Bir tek çaresi vardı. O da bu diyardan gitmekti. Yapacağı bütün her şeyi denemişti. Annesini, babasını, ablasını,abisini, kardeşini, dayısını… Her şeyini bırakmak o kadar zor geliyordu ki… Bitirince de geri dönmek vardı bir yandan. Onu da istemiyordu. Ama bir seçim yapmak zorundaydı. Zor olana karar verdi. Artık her şey bitmişti.

hürriyet reklam

Selimiye’ye giderken sağ tarafta bir sürü kamyon yük bekler. Bizim Temel’le, Sabiha da oradan geçiyorlarmış. Fatih’e giden otobüslere binmek için, durak arıyorlarmış ama bulamamışlar. Bir süre yürümüşler, yanlarından geçen arabalar, yağmur sularının birikinti oluşturduğu yerlerden geçerken üstlerine su sıçratmışlar.

Sağ taraflarında hürriyet ilan büroları varmış. Buralar, eskiden hep yeşil araziymiş. Hiç kimse buralara bir bina dikmemiş bu zamana kadar fakat şimdi, hürriyet ilan servisi her yeri zapt etmiş. Çok büyük hizmetler verdikleri için buralar hep böyle olmuş. Fatih’e giden otobüslerin geçtiği durakları bulunca. Durakta beklemeye başlamış Temel’le Sabiha. Durakta beklerken, gözlerine çarpan hürriyet reklam sayfaları çok gösterişli duruyordu.

İkisi bu sayfalara epey bir süre baktılar. Sonra da yanlarında duran gözleri görmeyen bir adama yardım ettiler. Zavallı adam gelen otobüsün kaç numara olduğunu, nereden geçtiğini bilemiyordu. Yardımseverlilik göstergesi olarak Temel’le Sabiha adama bu şekilde yardım ettiler. Bekledikleri otobüs gelince Fatih’e doğru yola çıktılar. Hala akıllarında hürriyet ilan hakkında yaptıkları yorumlar vardı. Böyle şeylerin olabileceğine ihtimal bile vermiyorlardı aslında. Ne büyük bir şeydi onlar için.

Böylesine yeşillik bir arazinin böyle dönüştürülüp bu hale getirilmesi cidden akıllara durgunluk getirir cinstendi. Otobüs şoförü yolcuların arkalara doğru ilerlemesini söyledi. Kimse ilerlemiyordu. İtiş kakış yaşanmaya başlamıştı çünkü otobüsün ön tarafı şişmişti. Sonra şoför sinirlendi ve ortadakilerin arkalara doğru ilerlemesi için bağırdı. Çok agresif bir şofördü. Nasıl bir yere geldik diye birbirlerine bakakaldılar Temel ile Sabiha.Birbirlerine bakarken birden bir kıvılcım parladı. Birbirlerine o an aşık oldular. Aşkın gözü kördü ama baka baka aşık oldular. Otobüsten el ele indiklerinde bir gün evleneceklerini nereden bilebilirlerdi ki…

gazeteye ilan vermek istiyorum

Çok güzel bir iştir gazeteye ilan verme işi. Rahattır da vermesi. Hiç uğraştırmaz mesela. Ben de başımdan geçen bir ilan verme hadisesini sizlere anlatmak istiyorum. Okuldan mezun olmuştum. Mezun olur olmaz yurtdışına gitmek zorunda kaldığım için, diplomamı alamamıştım.

Yurtdışından döndüm, yine fırsatım olmadı ve geçici mezuniyet belgemle tecilimi bozdurup, askere gittim. Askerden döndüğümde ilk işim okuluma gidip diplomamı almak olacaktı. Fakat geçici mezuniyet belgemin bir aslını bulamıyordum. Fotokopileri duruyordu, aslı ortada yoktu. O olmadan, vermeyecekleri besbelli bir şeydi. Fakat ben ne olur ne olmaz diyerekten gittim okula. Sabahın köründe, daha mesai başlamadan daldım okula. Memurlar yeni yeni geliyordu. Bir tanesini çevirip sordum.

Diplomamı almam için gerekli olan şeylerden ilki dilekçe yazmak, ikincisi ise geçici mezuniyet belgesini sunmakmış. Tamamıyla yıkılmış hissettim ama bana önerilen çözümle birlikte hemen umutlandım. Gazeteye ilan verip, kaybolduğunu bildirdiğimizi belgelen bir yazı, diplomayı alabilmenin yollarını açacaktı. Hemen çevrede gazeteye ilan vermek için ne yapabileceğimi sorabileceğim yerler bakmaya başladım. Birkaç esnafa sorduktan sonra beni bir ilan bürosuna yönlendirdiler.

Oraya girdiğimde bir hanımefendi oturuyordu. Gazeteye ilan vermek istiyorum diye söyledim. Ne tür bir ilan olduğunu sorunca da, geçici mezuniyet belgemi kaybettiğimi, bu nedenle de bir kayıp ilanı vermek istediğimi söyledim. Orada geçirdiğim dakikalar boyunca beni yönlendirerek, ilan metnini düzenlememi sağladı. Yazılan metin aşağı yukarı şu şekilde geçiyordu: ”İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden tarafıma verilen geçici mezuniyet belgemi kaybettim. Hükümsüzdür.” Bu şekilde verilen bir ilan, benim belgeyi kaybettiğimi onaylayan bir şey oluyormuş ve ben bu şekilde yeni bir belge temininde ya da diploma istemek için başvurabiliyormuşum. Hemen ilan onayıyla birlikte vakit kaybetmeden okula geri döndüm. Ve bu şekilde ilanı ve dilekçemi vererek diplomamı aldım.

gazeteye ilan ver

Zamanın birinde bir kral yaşarmış. Kral, halkına çok zulüm edermiş. Bunları kaldıramayan insanlar böyle inim inim inlermiş ama nafile. Bir gün gazeteye ilan ver diye bir şey duymuşlar. O zamandan bu zamana kadar geçen her gazeteye de ilan verilemezmiş. Gazete ilanı ver durumuna gelince de insanlar bunu kaldıramazmış.

Ne kadar saçma düşünceleri olursa olsun bir kral, eğer halkına sadık ise,yalan söz nedir bilmez ise, halkının söylediklerine de kulak verir ise, o zaman tam bir kral olur. Gazeteye ilan ver derken nasıl bir durumun olmayacağını bilen bir kral ise sudan çıkmış bir balıktır adeta. Çok büyük hezeyanlar içerisine girmiş bir insanın durumunu hayal etmenizi istiyorum sadece. Şimdiye kadar bir çok önemli işleri halletmiş bir insanın böyle cebelleşip durması kadar mantıksız bir iş olmaması lazım.

Bu kadar ilan ver diye diye ilan veremez duruma gelirsek, günümüzü görürüz. Kral halkıyla, bütünleşmek istemiş, halkın arasına girmiş. Büyük bir handa toplantı yapılmış. Halkın haklı olduğunu kabul etmiş kral. Kabul etmiş etmesine de, pelerinini sıyırdığında ise büyük bir kılıç görünüvermiş. Bir sürü koruması halkın üzerine çullanmış.Her türlü tehlikesiz gözüken kral böyle hain bir planı tasarlarken, halkın emniyetini hiç düşünmemiş.

Hepsini göz ardı etmiş. gazete ilan ver Ayşe’nin, Fatma’nın, Hayriye’nin, Ali’nin, Veli’nin, Selim’in haklarını hiçe saymış. Bir kere düşünmüş olabilseydi, zaten buralara gelinmezdi belki ama bu kadar olması, düşünemediğinin kanıtıydı. Çok büyük bir arsızlık örneği gösterdiğinden kendisi gurur duymuş duymasına ama yandaşları o kadar da gurur duyamamışlar. Hatta bazıları ise ona karşı kin duymuşlar. Bu kadar krallık yeter demişler.